Selam kızlar! Kahvenizi, çayınızı kaptıysanız hemen kurulun yamacıma. Çünkü bugün buraya içimde kalan, beni geceleri uyutmayan ve eminim ki birçoğunuzun da uykularını kaçıran o devasa “drama” ile dertleşmeye geldim.
Doğrudan konuya giriyorum: Telefonunuza o malum mesaj düşüyor. “Müsait olunca konuşalım mı?” ya da daha beteri, sadece tek bir harfle biten o soğuk, o ruhsuz “Selam.” mesajı…
İşte o an, dünya bizim için dönmeyi bırakıyor. Arka planda aniden aşırı dramatik bir çello sesi yükseliyor, ışıklar loşlaşıyor ve biz kendimizi kafamızda çoktan 6 bölümlük bir Netflix suç belgeselinin başrolünde, o meşhur itirafçı koltuğunda buluyoruz! Kameraya hafif yan dönüp, derin bir nefes alıp anlatmaya başlıyoruz valla: “O sabah gelen o mesaja kadar her şeyin yolunda olduğunu sanıyordum…”
Sadece ben mi böyleyim? Hiç sanmıyorum. Gelin, şu kendi hayatımızı Hollywood gerilimine çevirme sanatımızı biraz masaya yatıralım.
Saçımızı Başımızı Yolarken Netflix Belgeseli Çekmek!
Kızlar, dürüst olalım; bizim hayal gücümüzün sınırları yok. Hele ki işin içinde bir belirsizlik, bir tık soğuk rüzgarlar veya çözülmeyi bekleyen bir gizem varsa!
Geçen gün tam olarak bunu yaşadım. Yakın bir arkadaşım sabah attığım mesaja tam 5 saat sonra sadece “Tamam” yazıp emoji bile koymadan döndü. Normal bir insan ne düşünür? “İşi vardır, yoğundur” der geçer, değil mi? Ama hayır, ben Kadınrazzi’yim! Benim beynim hemen o karanlık belgesel stüdyosunu kurdu bile.
Kendi kendime odanın içinde dolanırken kafamda dönen dış ses aynen şuydu:
“Tamam yazmıştı… Ama o kelimenin arkasındaki gizli öfkeyi sadece ben hissedebilirdim. Yılların dostluğu, tek bir kelimeyle un ufak olmak üzereydi. Ve işin en acı tarafı; o an neyi yanlış yaptığımı hala bilmiyordum…”
Komik ama bir o kadar da yorucu, değil mi? Kendimizi böyle yıpratırken, bir yandan da stresten saçımızı başımızı döküyoruz valla. Dedektiflik yapıp ekran görüntüsü analiz etmekten, her detayda bir ipucu aramaktan yorulan bünyemiz en sonunda sinyal veriyor.
Saç Gürleştirme Derdine Düşmüşken Kafayı Yemek
İşte bu bitmek bilmeyen kişisel dramalarımız, hayatın koşturmacası ve “Acaba ne demek istedi?” seansları birleşince ne oluyor dersiniz? Tabii ki o canım saçlarımız avuç avuç dökülüyor! Bir de bakmışız ki Netflix belgeseli çeken o havalı kadından geriye, banyoda dökülen saç tellerini sayıp ağlayan biri kalmış.
Ben de tam bu evredeyken, sosyal medyanın o meşhur mucizesine denk geldim: Biberiye yağı. TikTok’ta, Instagram’da hangi kadını açsam saç diplerine bunu sürüyor, “Saçlarım fışkırdı, resmen saç gürleştirme mucizesi!” diye videolar çekiyor. Tabii ki durur muyum? “Kadınrazzi bunu denemezse çatlar” dedim ve hemen gidip bir şişe aldım.
Sonuç mu? Haftalardır kafamda bu yağla geziyorum. Evet, saç dökülmeme biraz iyi geldi gibi, saç diplerimde ufak ufak yeni saçlar (bebek saçları) görmeye başladım yalan yok. Ama kızlar, dürüst olalım… Günlerdir buram buram fırınlanmış patates veya İtalyan pizzası gibi kokarak geziyorum! Erkek arkadaşım geçen gün yanıma yaklaşıp “Canım canım fırın makarna mı çekti ne, bir koku geliyor ama?” dediğinde yerin dibine girdim. Belgesel dramamızın başrolü, bir anda mutfak aşçısına döndü anlayacağınız.
Biberiye yağı saç dökülmesi için gerçekten bir efsane mi yoksa biz sadece kendimizi mi kandırıyoruz, orası hala şüpheli. Ama bildiğim bir şey var; o mesajların, o “ne demek istedi?” analizlerinin yarattığı stresi hayatımızdan çıkarmadıkça, kafamıza ne sürersek sürelim boş!
Şimdi Sıra Sizde: Gelin Yorumlarda Dertleşelim!
Kızlar, dökün içinizi!
Siz de benim gibi en ufak bir soğuk mesajda veya belirsizlikte kafanızda 6 bölümlük gerilim belgeseli çekiyor musunuz? Yoksa “Aman ne hali varsa görsün” deyip hayatına bakan o cool kadınlardan mısınız? (Lütfen bana gizli formülünüzü verin!)
Bir de şu biberiye meselesi… Aranızda bu yağı deneyip saçını kurtaran var mı, yoksa kafası fırınlanmış yemek gibi koktuğuyla kalan tek ben miyim?
Hepsini ama hepsini aşağıya, yorumlara yazın. Kahveleri tazeledim, bekliyorum; gelin acı tatlı ne varsa dertleşelim! 👇


